Çevre Divanı Değerlendirme Makalesi - 1: Çevre Bilinci ve Mesuliyet Duygusu

From HizmetWiki Türkçe (Açık)
Jump to navigation Jump to search

Prof. Dr. Ferah Armutcu

“İstidat, değer ve birbirine bağlı amaç” kavramları çerçevesinde ele alındığında, akıl nimeti de bahşedilen insanoğlu, yeryüzüne halife namzedi olarak diğer mahlukat üzerinde, tüm canlılara ve çevreye davranışında, ‘mesuliyet üstlenme’ ve hesap verebilir olmak zorundadır. Bundan dolayı; yeryüzündeki tüm yaşam formları son derece değerli olarak korunmalıdır. Bu korumadaki sorumluluk insanların sırtına yüklenmiştir. Nihayetinde, yeryüzünde adalet, nizam ve dengenin sağlanmasında İslami hesap verilebilirlik kavramı, insanları adil ve ekolojik olarak sürdürülebilir (huzur ve barış soluyan) bir çevre kurmakla yükümlü kılmaktadır.

Giriş

Yirminci asır hem iki dünya savaşının gerçekleştiği hem de bilim ve sanayide önemli çok önemli gelişmelerin gerçekleştiği bir zaman dilimidir. Yirminci birinci asır da, henüz ilk çeyrekte yaşanılanlara bakıldığında ondan geri kalmayacak gibidir. İnsanlığın çevre üzerinde önemli etki yapmaya başladığı sanayi devrimi sonrası dönem olan “Antroposen çağı” olarak adlandırılır. Aslında geçen asırda beliren pek çok emare, insanlığın günümüzde karşılaşacağı acı gerçeklere dair ipuçlarıydı.[1]

Tablo 1: Günümüz dünyasında önemli küresel problemler
İklim değişikliği, çevresel bozulma ve kırılganlık
Nüfus artışı ve göç
Hızlı ve plansız kentleşme, artan genç nüfus ve toplumsal hoşnutsuzluk
Aşırı yoksulluk ve eşitsizlik
Artan kaynak kıtlığı ve gıda krizleri
Sağlık salgınları ve bulaşıcı hastalıklar

Birbiriyle bağlantılı olan bu tablodaki problemler, aslında çözüm için atılması gereken ilk adıma da işaret ediyor. Bu yüzden mutlaka bir önceki divan konusu olan “göç” ile birlikte ele alınmalıdır.

İklim Değişikliği, Çevresel Bozulma

Sadece gelinen nokta anlamında probleme bir göz atmak gerekirse alternatifin veya köprüden önce son çıkışın olmadığımız kesindir. Tarih boyunca insan topluluklarının ortalama 15 °C iklim şartlarında yaşamayı tercih ettiği biliniyor.  Ancak, önümüzdeki 50 yıl içinde 1-3 milyar insanın, değişen iklimin yol açacığı yaşam şartllarını deneyimleyeceği öngörülüyor. Bu durumda, 3,5 milyar kadar insanın ≥29 °C olan ‘ortalama yıllık’ sıcaklıklara maruz kalması ya da etkilenmesi bekleniyor.[2] Her zamanki gibi işleyen bir iklim senaryosunda aşırı sıcak bölgelerin genişlemesi, bu bölgelerdeki nüfusun lokal olarak kentlere/büyük şehirlere, global olarak ise ülkeler arası göç ile tepki vermesidir.

Küresel nüfusun %55’i (~4,3 milyar) kentsel ortamlarda yaşıyor ve bugün artık kentsel alanlar artan ısı stresi ve risklerle karşı karşıyadır. Ne yazık ki, 2050 ve sonrasında bu oranın %80’lere ulaşacağı ve ısı kaynaklı ‘etki riski’ altında kalacağı tahmin ediliyor. İnsanların büyük çoğunluğu doğdukları ülkelerde yaşamaya devam etse de, her 30 kişiden birisi göç etmektedir. Son “Dünya Göç Raporu” 2020’de Uluslararası göçmen sayısını 281 milyon (dünya nüfusunun yüzde 3,6’sı) olarak duyurdu ki, bu bir ülke olsaydı, 4. büyük ülke nüfusu olurdu.[3] Diğer taraftan, küresel olarak, her yıl üretilen tüm gıdaların 1/3’ü çöpe gidiyor ve maddi olarak 1 trilyon dolardan fazla değere karşılık gelmektedir. Bu gıda atıkları da bir ülkeye ait olsaydı, Çin ve ABD’den sonra en büyük 3. sera gazı emisyonu kaynağı olurdu. Gerek karbondioksit (CO2) gerekse ondan 25 kat daha ölümcül olan metan (CH4) gazı atmosferi etkileyerek iklim değişikliğine yol açan etkenlerin başında gelmektedir.[4] Küresel ısınmaya neden olan antropojenik emisyonların yaklaşık %55’i, enerji üretimi, binalar ve ulaşımda kullanılmasından, %45’i de, insan kaynaklı emisyonlardan (arazi, bina, araç, elektronik, giysi, gıda, ambalaj vb. mal ve malzeme üretimi) açığa çıkmaktadır. Hepimizin sebep olduğu bir durum yani, dolayısıyla aslında bizler bu krizi çözmek için de muazzam bir güce sahibiz. Öncelikle, insanların binlerce yıldır yapmakta olduğu ama modern hayatta büyük ölçüde unutulanları yapmak, basit ifadesiyle; - daha fazlasını paylaşmak ve - israf etmemek, öncelikle yiyecekler elbette, zaten Kur’an onu emrediyor bizlere. Her birimize garip gelmeye başlayan ‘hava durumu’ değişiklikleri iklim değişikliği konusunda bir şeyler yapmaya çağrısı yapan bir “uyandırma” zilidir aslında.

Sorumluluk Almak

Kendisini daha belirgin hissettiren iklim değişikliği, hızlı biyoçeşitlilik kaybı, artan eşitsizlikler, belirsizlik, bu vb sürprizlerle başa çıkma direncinin kaybına neden olsa da, COVID-19 salgını, hızlı bir değişim içinde birbirine (sıkıca) bağlı küreselleşmiş bir dünyayı açığa çıkardı denebilir. İnsanların ve tabiatın dinamik olarak iç içe geçtiği biyosferde, insanlığın, bir bütün olarak dünya sisteminin geleceğini şekillendirmede temel unsur olduğu gerçeği de anlaşıldı? Kilit müdahale noktalarını hedefleyen öncelikli müdahalelerin işbirlikçi uygulaması, mevcut eğilimlerden daha sürdürülebilir olanlara doğru, dönüştürücü değişimi sağlayabilir. Bu kaldıraçları ve kaldıraç noktalarını etkili bir şekilde ele almak; yenilikçi yönetim ve işbirlikci yaklaşımlarla, birbirine bağlı ve tamamlayıcı hedefleri temsil eden bağlantılar etrafında, süreci organize etmeyi gerektirir.[5] Birey ve ictimai topluluk olarak islami hesap verilebilirlik kavramı bizleri, yeryüzünde gerek küresel gerek yerel olarak ekolojik ve sürdürülebilir bir barış kurmakla yükümlü kılmaktadır.

Ne Yapmak Gerekir?

İklim değişikliği; eşitlik, geçim kaynakları, sağlık ve sosyal destek hizmetlerine erişim gibi birçok sosyal faktöre menfi tesir etmektedir. Bu tesirler özellikle kadınlar, çocuklar, etnik azınlık ve yoksul topluluklar, göçmenler ve yaşlılar dâhil olmak üzere en savunmasız ve dezavantajlı kişiler tarafından orantısız bir şekilde hissedilmektedir. İklim değişikliği sebebiyle, sağlık hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyulurken sağlık altyapısı iklim değişikliğinden olumsuz etkilenir. İklim değişikliğine uyum, toplumun “ikincil önleme” olarak bilinen eylemlere hazırlanması kadar, bu olumsuzlukların asıl sebepleriyle mücadele etme bilinci kazanmasıdır.

Kitâb-ı kebiri kâinat olan yeryüzünde Allah’ın halifesi olan müminlerin vazifesi, kendilerine verilen emanete hürmet etmek ve onu titiz bir şekilde korumaktır. Allah Resûlü’nün Medine’yi ağaçlandırması, yeşil alanları, ormanları ve hayvanları koruma altına alması, böylece bir millî parkın içinde olduğu site oluşturması, çevreciler tarafından çok iyi okunmalıdır. Zira iklim değişikliğine karşı, ormanlaştırmanın çok müessir bir tedbir olduğu, ormanların sera gazlarının tesirini üçte iki oranında azaltabileceği vurgulanmaktadır. Efendimizin (s.a.v.) şehrin temiz tutulması, bitki ve hayvanların korunması, Mescid-i Nebevî’nin temizlenmesi, güzel kokular kullanılması ve içme sularının yakın çevresine çöp dökülmemesine dair emirleri dikkat çekicidir.[6][7]

Çevre kriziyle mücadelede dinlerin de, giderek artan bir rol oynadığı gözlenmektedir. Dini tartışma, dinlerin takipçilerinin tutumlarını şekillendirmede muazzam bir potansiyele sahip olduğu için, çevre odaklı tartışmalar, topluluklarda çoğunluğun çevreye yönelik tutumlarını önemli ölçüde değiştirebilir.[8] İslam öğretilerine göre tabiatın temel unsurları olan toprak, su, ateş, ormanlar ve ışık sadece insan ırkına değil, tüm canlılara aittir. İslam, çevreyi korumanın ve doğal kaynakları korumanın önemini vurgulamıştır.[9]

İslam’ın çevreyle alâkalı diğer önemli bir düsturu da israf ve savurganlığı yasaklamasıdır. İsraftan kaçınmalı ve çöplerimizi atarken geri dönüşüm için mutlaka gruplandırmalıyız; market poşeti, geri dönüşüm, gibi konular önemsenmeli.

Sonuç

Sosyal sorumluluğun bir gereği olarak, küresel değişim gibi sorunlara çözüm bulma çabalarını desteklemeli ve aktif rol üstlenmeliyiz. Hizmet gönüllüleri, içinde yaşadığı topluma katkı yapmayı ve içtimaî problemlere çözüm üretmeyi, sosyal mesuliyetin gereği olarak kabul ederler. Bu sosyal sorumluluk, onlara dünyamızı ve içindeki bütün ekosistemleri, gelecek nesillere temiz ve olabildiğince problemsiz bırakma misyonunu yüklemektedir. Vakit kaybetmeksizin, yaşadığımız çevreyi korumaya önem vermek; fert, aile ve toplum olarak daha yaşanılır bir dünyanın oluşumuna katkı yapmak her birey için asli bir vazifedir.

Biyografi

Tıp doktoru ve Biyokimya uzmanı olan Ferah Armutcu, 2016’ya kadar farklı Üniversitelerde akademik görevlerde bulundu. Fatih Üniversitesi kadrosunda Ankara ve İstanbul’da, son olarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde çalışan Dr. Armutcu kısa dönem Silivri vazifesini tamamladıktan sonra 2020’de Birleşik Krallık’a iltica başvurusunda bulundu.

Akademik çalışmalarını ‘visiting researcher’ olarak Sheffield Üniversitesi’nde sürdürmekte olan Dr. Armutcu’nun çok sayıda makale, bildiri ve araştırması ulusal ve uluslararası basılı dergilerde yer almıştır. Tıp alanı dışında, çevre ve göç konuları özel ilgi alanları arasında yer almaktadır.

Referanslar

  1. Churruca-Muguruza C. The Changing Context of Humanitarian Action: Key Challenges and Issues. In: International Humanitarian Action, Springer, 2018, pp. 3–18.
  2. Xu C, et al. Future of the human climate niche. Proceedings of the National Academy of Sciences. 2020; 117(21): 11350-5.
  3. World Migration Report 2020. https://worldmigrationreport.iom.int/wmr-2020-interactive/
  4. Causes of climate change. https://climate.ec.europa.eu/climate-change/causes-climate-change_en
  5. Folke C, et al. Our future in the Anthropocene biosphere. Ambio 2021; 50:834-869.
  6. Demirci F. İklim değişikliği ve sağlığımız. Çağlayan, 2022 Aralık.
  7. Demirci F. Climate change and our health. Fountain, 2023; 151.
  8. Sadowski RF, Ayvaz Z. Biblical and Quranic Argumentation for Sustainable Behaviors Toward Nature. Problemy Ekorozwoju. 2023;18(1).
  9. Bsoul L, et al. Islam’s Perspective on Environmental Sustainability: A Conceptual Analysis. Social Sciences. 2022; 11(6):228.