Demokrasi ve Katılımcılık Divanı Değerlendirme Makalesi 1: Demokrasi Okulu veya Okulsuz Demokrasi

From HizmetWiki Türkçe (Açık)
Revision as of 22:52, 29 August 2023 by Cagri (talk | contribs)
Jump to navigation Jump to search

Doç. Dr. Kezban Karagöz

Türkiye devletlerin ömrüne bakıldığında henüz çok genç bir cumhuriyet. Birinci Dünya Savaşı’na girerek son kez ayakta kalma şansını deneyen Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında yeniden kurulan devlet o günün ulus devlet kavramları ile örgütlenmiş bir cumhuriyet olmuştu.

Cumhuriyeti kuran elitler ise aslında Osmanlı’nın son dönem modernleşme adımlarından biri olarak ortaya çıkan okullardan yetişmiş; genç asker ve bürokratlardan oluşmaktaydı. Büyük bir imparatorluğun paramparça olarak çöküşü bambaşka zorunlu göç hareketlerini ve büyük insanlık kayıplarını da beraberinde getirdi. Anadolu’da kalan toplum ise, hem eğitim olarak hem bilinç olarak oldukça yetersizdi. Savaşta o açıdan sadece toprak değil, yeni cumhuriyetin insan kaynağı da yitirildi.

Üst üste savaşların derin bir yoksulluğa itildiği toplumda okuma yazma oranı harf devrimden önce de çok düşüktü. Sonrasında ise toprak ile geçimini sağlayan aileler için çocuklarının okula gidebilmesi eğitim parasız da olsa mümkün değildi. Maddi şartlar el verse, cumhuriyet okullarının ulus devlet ideolojisinin doktrinel pedagojisi ailelerin eğitimle arasına mesafe koymasına sebep oluyordu. İndirgemeci bir anlayışla birbiri ardına devrimler olurken maalesef toplum bu hıza ayak uydurmaktan uzaktı ve bu oldukça beklenen bir şeydi. Zira, toplumda böyle bir devrim talebi yoktu. Tek sesli bir cumhuriyet karşısında toplumda başka bir açı sunabilecek çok parti deneyimler ise ancak yıllar sonra mümkün oldu. Siyasi ortamın demokratik değerlerle ele alınmaktan her anlamda uzak olması sonucu Menderes ile deneyimlenen iktidar süreci; Türkiye’de etkileri çok uzun yıllar sürecek bir darbe ve idam ile sonuçlandı. Ardından yeniden seçimler yapıldı, yeni partiler ve genç parti liderleri ortaya çıktı. Artık çok partili hayat devam ediyordu ama her 10 yılda bir darbelerle bir şekilde hizaya getirilerek. Hudutları fazla aşanlar için ise artık unutulmaz bir örnek hafızalarda yerini almıştı.

Diğer yandan Türkiye’de bunlar olurken dünyada başka sancılar yaşanıyordu. 2. Dünya Savaşı’ndan büyük bir yıkımla çıkan Avrupa kıta ülkeleri Avrupa Birliği’ne adım atıyorlardı. 60’lı yıllar ise özgürlük talepleri ve toplumsal hareketlerin gösterileri ile geçmişti. 80’li yıllarda ise haritalar değişiyordu. Demir perde yıkılıyordu. Tüketim kültürü bütün dünyaya yayılırken sadece ürünler değil politik ve kültürel etkiler de ülkelere ulaştı. Birçok açıdan daha içe kapalı bir ekonomi ve yapı olan Türkiye’de ise değişim beklenenden hızlı oldu. Hızla kentleşen Türkiye’de büyük bir eğitimli kesim açığı söz konusuydu. Anadolu insanı çocuklarını okutmak konusunda istekli değildi. Çocuklarının eğitim alarak kendi kültürel kodlarından tamamen kopması onların çekincelerinden. Sağ ve sol grupların büyük çatışması sonucu yapılan darbe de toplumda korkuları besledi. Fakat 1980’de sonra muhafazakar seçmenlerin eğitime penatrasyonlarının arttığı söylenebilir. Bunda artık ekonominin tarım toplumu değil bilgi toplumuna evrilmesi de büyük bir etken olabilir. Diğer yandan halen birçok şehirde okullar çok azdı. Köyden ve küçük yerlerden gelen çocukların okuması karşısında barınma sorunu vardı. Bu noktada Hizmet Hareketi Anadolu insanını eğitime ikna eden bir görev üstlenmiştir. Açılan yurtlar, evden uzakta okuyacak çocuklara; eğitim alırken inanç ve aile kültürüyle de ters düşmeyen bir ortam sağlıyordu. Birkaç ev ile başlayan girişim hızla kurumlar ve yurtlarla büyüdü. Kısa bir süre sonra ise dershaneler ve okullarla genişledi bu alan. Özellikle dershaneler sayesinde Hizmet Hareketi birçok farklı kesimle temas halinde oldu. İyi eğitim Hizmet Hareketi’nin nişanesi olmuştu. Farklı kültürel ve politik arka planlara sahip aileler de zamanla çocukları için bu mekanları seçmeye başladı. Yetişen öğrenciler ise yüksek bir odak ile özellikle bürokrasiye hızla adım attı. Anadolu’daki muhafazakar aileler için ilklerden biri devlet kurumlarında çalışan çocuklar oldu. Devlet kurumlarının imajı hep sert ve korkulan bir şeydi. Kapısından vatandaşın kovulduğu yerler olarak zihinlerde yer eden kurumlarda Anadolu insanının çocuğu da kendine yer açabilmişti. Fakat 2016 yılındaki olaylardan sonra devlet bu ilkeli çalışanları kitlesel şekilde bünyesinden uzaklaştıracaktı. Yetmez gibi bir de onlara sivil ölümü yaşatacaktır. Her vatandaşın kendi kamu kurumunda çalışması bir hak iken. Bunu Hizmet Hareketi ile ilişkili birileri yaptığında bunun etiketi ’sızma’ olmuştur. Bu ikircikli, tutarsız yaklaşımlar Türkiye’de Hizmet Hareketi’nin dönüştürme katkısını da baltalayan şeyler olmuştur. Diğer taraftan Hareket mensuplarının belli kademelerde olması teşvik edilirken bunun değişimi etik ve şeffaf yönetime temel sağlayacağı tasavvur edildi. Fakat 2016 yılındaki siyasi gelişmeler, yıllar süren eğitim çabaları sonrası gelinen bürokratik aşamanın nasıl da bir anda yerle yeksan olduğu görüldü. Hareket mensupları adına en büyük şoklardan biri de bu oldu.

Hareketin ideolojik olarak tek bir partiye yakınlığı yoktu. Her parti ile ilişkileri vardı. Bazı partilerde daha fazla karşılık bulurken bazen kapılar daha az açık olabiliyordu. Kimse ile dost-düşman bir ilişki yürütüldüğü söylenemez. Oldukça esnek ve geçirgen bir politik duruş vardı. Hareket ideolojik değil değerler ve ilkeler etrafında kendi yolunu çizen bir yapıydı. Fakat 2002 sonrası AKP hükümetinin insan kaynağına en makul çözüm topluluktaki bireyler oldu. Sonrasında sıkı bir iletişim devam etti. Bu durum hareketin her ideolojik görüşe eşit mesafede konumlanması pratiğini değiştirdi. İç iletişimde AKP ile büyük bir yakınlık olmasa da imaj olarak AKP’nin bir uzantısı görüntüsü oluştu. 2016 sonrası olaylarda diğer muhalif kesimlerden de bu açıdan tamamen dışlandı. Böylece ortak düşmana yani Hizmet Hareketi’ne toplu savaş açıldı. Zorunlu göçü de bu tetikledi.

Ülkedeki demokratik hafızanın gelişmesi adına da hareket daima pozitif desteklerini gösterdi. 28 Şubat sürecinde ciddi yaralar alsa da özellikle başörtülü kadın öğrencileri seçimlerinde özgür bırakması hareketi diğer İslami gruplar içinde suçlanan bir pozisyona itti. Bu benim hareketi ilk keşfettiğim durum olmuştur. İlk defa İslami referansları olan bir grup; kadınlara seçiminde bireysel olma yolu açmıştı. Kendi açımdan saygı duyduğum bu adım, Siyasal İslam geleneğinden gelen grupların büyük eleştirilerine yol açmıştı. Diğer yandan Hizmet Hareketi, 2010 referandumuyla başörtüsünün artık kamusal alanda sorun olmaktan çıkarılmasında önemli bir destek sağlamıştır.

Türkiye’de hangi parti gelirse gelsin değişmeyen görünmez yapılar demokratik ortamın en büyük problemi oldu. Bu görünmez ama devlet örgütlenmesinin DNA’sı konumundaki yapıların sahneden çekilip daha şeffaf bir yönetim talebi hareketin en çok risk aldığı alan oldu. Zira, 2010 referandumundaki büyük başarı, muhtemelen bugünkü rejimin ilk büyük güç zehirlenmesini de beraberinde getirdi. Hizmet Hareketi tamamen demokratik bir ülke ideali ile hareket ederken o gün iktidar olan siyasi iradeye, rejimin temelleri atma gücünü kazandıran bir hamle fırsatı verilmiş oldu.

Hareket için en ciddi darbelerden biri ise 2013 yılında ortaya çıkan rüşvet operasyonları oldu. 17-25 Aralık’ta ortaya çıkan rüşvet çarkında bizzat başbakanın işlerin başında olmasını yayınlayan medya günah keçisi ilan edildi. Polis teşkilatı ciddi bir baskı ile adeta tek tek elendi. Bu kadar büyük bir rüşvet skandalı Türk toplumunda ciddiye alınmadı. Hizmet Hareketi ise hem toplumdaki etkisini yitirdi hem de iktidarın şiddet eylemlerinin hedefi olmaya başladı. 2016 yılındaki darbe girişimi sonrası ise kendini demokratik yolların gelişimi ile kodlayan hareket en büyük darbeyi aldı. Uzun yıllar halkın teveccühünü almış olmak, hareketi halkın karakter özelliklerini unutmaya itmiş olabilir. Anadolu insanının, bakıldığında birçok toplumsal sorunda ilkeli bir tavır sergilemediği görülmektedir. Ermeni Tehciri, 6-7 Eylül Olayları, yakın zamanda Sivas Olayları; Türkiye’de yapıcı sivil toplumun hep zayıf olduğunu göstermektedir.

Devlet kavramına yaklaşımın da belki gerektiğinden daha yanlış yere konumlandırılması sarsıntıyı derinleştiren etmendir. Devlete adanma kavramı değil devletin insanların huzuru, refahı ve adil yönetimine adanması beklentisi daha makul olabilirdi. Bu açıdan daha eleştirel bir devlet okuması ihtiyaç olabilir. Ayrıca Hareket için uzun ama bir devlet için çok kısa sürede büyük bir dönüşüm hatta devrim niteliğinde bir dönüşüm beklendi. 2016 ise 30 yıllık bir emeğin adeta ayaklar altına alınması gibi bir sonuç oldu. Belki de zaten daha küresel bir ufuk daha önce çizilebilmeliydi. Birçok iş adamının varlıklarına el konması beklenmeyebilirdi.

Kendini halkı ve ülkesinin bekasına adayan hareket için bambaşka bir dönem açıldı. Hareket darbe yapmakla suçlandı ve bunu toplum da kabullendi. Demokratik bir ülke ve demokratik değerlere bağlı bir topluma katkıyı hedefleyen hareket kendi değerleri ile tamamen zıt bir konuma itildi. Çok büyük bir yargılama dalgası, çok büyük bir ihraç ve harekete yakın insanlara ise tecrit içeren bir ortam oluştu. 7 yıl geride kalırken yüzbinlerce insan terörist olmakla suçlanarak adli süreçlerden geçti. Birçok insan pasaportları olmadığı için veya yasal olarak mümkün olmadığı için farklı göç yolları ile güvenli ülkelere geçti. Özellikle Avrupa ülkeleri göçlerin merkezi oldu. Zira demokratik teamüllerin oturduğu yerlerde ancak güvenlik mümkündür dersini almış oldu harekete mensup bireyler.

AKP ile yoğun temas ve birlikte hareket etme imajı Hizmet Hareketi’ne yakın medyanın içerikleri ile beslenmiştir. AKP yönetimi hakkında uzun süre neredeyse hiç eleştirel yayın yapılmaması ilkesel çatışma sonucu yaşanan zararın da çok daha derin olmasına yol açtı. Maalesef muhalif gruplarda bu etik ve demokratik çizgi sorunu bir çıkar çatışması olarak yorumladı. Rejimin anti demokratik ve yasaları hiçe sayan uygulamalarına ağır şekilde maruz kalan Hareket’in mensupları toplumdaki hiçbir kesimde seslerine karşılık bulamadı. Rejimin cadı avına maruz kalırken, muhalif grupların ise rejimi büyütmekle suçladıkları bir nefret objesi oldu. Demokratik ve etik çizgisi yüzünden derin bir sindirme ve şiddet dalgasına maruz kalan Hareket maalesef tam aksi şekilde suçlu ilan edilmiştir. Bu da bir itibar savaşına da yol açmıştır.

Yaşanan krizde kazanımlar da oldu. Haksızlığa uğrayan diğer gruplarla dayanışma kümeleri oluştu. Kaçırılan insanların ailelerinin Cumartesi Anneleri ile yanyana gelmesi bunun örneklerindendi. Sünni Türk bir renk olarak baskın duran Hareket kendi krizinde geçirgenliği de keşfetme imkanı yakaladı. Ermeni Soykırımı konusunda ve Kürt illerindeki sorunlar konusunda devletin ideolojik tavrına yakın tutumu bırakıp daha eleştirel bir yerden bakmayı benimsedi. Bu demokratik açıdan çok güçlü bir deneyim ve okuma sayılabilir.

Göç edilen ülkelerde ise yeni gelen Türkiyeliler hakkında bir kafa karışıklığı var. Hizmet Hareketi hakkında Avrupalı kamuoyu bilgi sahibi değil. Örneğin birçok insan Gülen’i bir siyasetçi olarak düşünüyor. Onurlu bir duruş mücadelesi gereği ülkesini terk eden bu insanların geliş sebebi ise oldukça muğlak. Bu konuda içerik üretmek ve yaymak yereldeki sivil toplumla paydaş olmak küyerel bir konum almak şart. Bunu da mutlaka kadınları dahil ederek yapmak önemli bir etki oluşturacaktır. Zira müslüman toplumlarda kadın değersiz ve nesne konumunda fakat rejimin baskılarından kadın ve çocuklar çok fazla etkilendi. Kadının aktif rol aldığı bir hareketi tanımak Avrupalı insanların hem saygısını hem de konuya ilgisini artıracaktır. Fakat maalesef şu an derneklerde de kadınların en aktif olduğu konu belli şeylerin pişirilmesi, kermesler yapılması vb. Bunlar önemli olmakla, kadınları çok daha etkin iletişim rollerinde görmek gerekli ve önemli. Çok fazla erkek odaklı iletişim maalesef PR’dan ziyade anti-PR etkisi oluşturuyor. Birçok sorunun bizzat kadınlar öznesi iken bunları erkeklerden duymak istemiyor insanlar. Kadınların lider olduğu pozisyonlar ve iletişimler daha etkili oluyor.

Dernekler de kendilerini ve görevlerini yeniden tanımlama sürecindeler. Fakat eskiden kalma alışkanlıklar devam ettiriliyor. Fakat yeni kaslar çalıştırmak yeni modeller geliştirmek zorunda Hareket. Zira bugün bambaşka bir hedef kitle, bambaşka yollardan geçmiş bir topluluk var. Örneğin, entegrasyon çok büyük bir sorun. Yeni bir getto olma tehlikesi söz konusu. Bu konuda teknik olarak adım atılsa da içerik olarak boşluklara neler geleceği büyük bir soru işareti. Maalesef derneklerde Arapça hadis ezberleyelim, Excel dosyasındaki listedekilere tik atalım kaygısı hakim. Burs gündemleri önemli ama devletten para alan insanlardan burs istenmesi aslında etik mi? Asıl hedef bu insanları bir an evvel kendi geçimlerini sağlamaya teşvik edecek destekleri organize etmek olabilir. Çok sesli demokrasilere uyumlu bireyler olmaya bu demokrasilerde aktif rol alan bireyler olmaya teşvik etmek Hizmet Hareketi’nin yeni görevi olabilir.

Hizmet Hareketi mensupları okullar ve çeşitli kurumlar açarak başka ülkelere gitmişti. Ama yaşanan orantısız baskı ve şiddet ortamı sonucu zorunlu olarak kitlesel olarak göç eden hareket için başka bir döneme girildiği söylenebilir. Açılan okullar, faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve daha birçok iletişim faaliyeti ile küresel bir ufku olan hareket her şeye rağmen Türkiye odaklı aksiyondu. Göç dalgası ile bugün modern demokrasilerle bir kaynaşma fırsatı söz konusudur. Demokratik kodları sadece kitaplardan değil bizzat deneyimsel olarak öğrenmek zamanı. Fakat bu yeni ülkelerdeki politik, toplumsal ve kültürel arka plana dahil olmaktan henüz çok uzak bir Hareket söz konusudur. Kendi demokrasi okumasını yapması, özellikle gençlerin gerçek anlamda bir diasporaya dönüşmesi adına önemlidir. Eğer bu sağlanırsa gelecekte bambaşka bir Türkiyeli algısı oluşacağı tahmin edilmektedir. Hizmet Hareketi’nden insanların, toplumsal fayda odaklı katılımcı bir topluluk olarak daha kapsayıcı bir imaj çizecekleri ihtimaldir. Göçmenlik deneyimini her düzeyde yaşadıkları için, Avrupa’nın göç krizini demokratik ve insan hakları çerçevesinde aşması adına Hizmet mensuplarının önemli bir etkisi olabilir. Fakat bütün bunlar farkındalığı yüksek komünite gerektirmekte. Sadece bir avuç insanın birbiriyle konuştuğu dar bir dairede değil çok daha geniş gruplarda göç kavramına, sivil haklara, insan haklarına bir yaklaşım kazanılması gerekmektedir.

Diğer tarafta grubun maalesef taşra refleksleri olan bireyleri adaptasyon adına olumlu adımlara direnç gösterme eğilimde. Yeni nesil ise haksızlıklara uğrayan bir hikayeden hak odaklı bir çerçeve çıkarabilmek için yeterli zemine sahip değildir. Bunu yaparken sadece kendi gibiler için değil her kesime hitap eden ortak etik değerlerle bir merkez belirlenmeli.

Eğitimi merkeze koyan harekette belli bir okuma rutini ve kitaplar da her zaman öncüllenmiştir. Fakat geçmişten farklı olarak bugün kaynak kabul edilen temel eserlerin demokratik ve hak odaklı sivil bakış açısını güçlendirecek başka temel kaynaklarla mukayeseli okunması da bir ihtiyaçtır. Belli hukuksal sorunlar yaşayan hukuk insanlarının bile Türkiye’de hak örgütlerinin hiçbirinden haberdar olmaması şaşırtıcıdır. Maalesef bireysel okuma refleksleri halen çok edilgen. Hiyerarşik bir iletişim biçimi ile örgütlenen harekette bireysel reflekslerin de güçlenmesi, sağır odalardan çıkılarak kritiklere açık olunması önemlidir.

Son zamanlarda selefi akımlar özellikle Avrupa’da gençler arasında yayılmaktadır. Diyanet Vakfı’na bağlı dini kurumlar ise birer propaganda merkezine dönüşmüştür. Böylesi bir ortamda ise Avrupa ülkeleri yer yer kendi ilkesel doğruları ile çelişebilen korumacı refleksler gösterebilmektedir. Avrupa’ya göç eden Hareket’in yeni sakinleri uyum süreçlerinde aşama kaydettikçe İslam yaşantısı adına daha pozitif bir iletişime vesile olabilir. Tabulardan, geleneksel normlara dayalı kalıplardan uzak herkesin her soruyu sorabildiği ve yargılanmadığı; olaylara içten ve akılcı izahlar getiren yaklaşımlar hedef kitlesine ulaşacaktır. Bu konuda hareketin şimdiden kendi arasında think tank buluşmaları yapmaları, bunların katılımcı ve kapsayıcı olması önemlidir. Bu açıdan özellikle gençler tamamen Hizmet Hareketi’nden uzak durma ve bireyci bir yönde ilerleme eğiliminde. Daha esnek daha kapsayıcı bir iletişim olmadan Gen-Z ile bir bağ kurmak bir yana, düzenli temas kurmak bile imkansız hale gelebilir. Ayrıca küresel sorunlara da Hizmet Hareketi’nin duyarlı olması göç edilen ülkede uluslararası kamuoyunda da saygınlığına katkı sağlayabilir. Örneğin iklim. Tüketim konusunda iklimci bir etiği aşılamak zorunlu. Örneğin azınlık hakları, örneğin mental sağlık, gönüllülük. Ayrıca Avrupa’da hem yerel yönetimlerde hem okullarda öğrencilere görevler verilmekte. Bu konuda gençlerin donanımlı yetişmesine katkı sağlamak mühim. Onların okuldaki kulüplerde ve konseylerde varlık göstermeleri teşvik edilmeli. Okul demokrasi bilincinin temeli kabul edilmektedir. Vatandaşlık kavramı ise son zamanlarda dünya vatandaşlığı olarak ele alınmaktadır. Bu açıdan Hizmet Hareketi yıllar önce kendine dünya vatandaşı hedefi koyan bir topluluktur. Bu değerlerin güncellenerek harekete yeniden dinamizm ve ufuk katması önemlidir. Hali hazırda tebliğ kelimesinin bir hedef olarak seçildiği görülmektedir. Maalesef eşitlik ve yanyanalık ile kendini özdeş kılmış Avrupa toplumlarında tebliğ kelimesi tepeden inme bir otoriteyi temsil etmektedir. Eski histerileri de ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca diğer selefi akımlarla da aynı dili kullanma açısından sorunları beraberinde getirmektedir. Ortak bir masada oturmak ve kendine yabancı ve karşıt konuları önyargısız dinleme kültürünü geliştirmek asıl hedef olmalıdır.

Son olarak büyük badireler atlatan kesimler politik sorunlara sırtını dönebilmektedir. 80 darbesinden sonra tamamen popüler kültüre adapte olan apolitik bir genç kitle yetişmiştir. Bu Hizmet Hareketi’ne yakın aileler ve gençler için de muhtemeldir. Bu açıdan umut odaklı bir iletişim çerçevesinde göç edilen ülkenin politik gündeminin akışını takip etmek önemlidir. Genel göçmen refleksi anavatandaki gündemi takip etmek üzerinedir. Fakat gelinen noktada anavatandaki sorunlar adına yapıcı ve kalıcı çözümlerin inşasının da ancak küresel kamuoyu oluşturarak mümkün olacağı aşikardır. Bu da ancak göç edilen ülkelerde aktif rol alan, sivil alanda söz söyleyebilen insanlarla mümkün. Birçok göçmen yerel ve genel seçimlerde katılımcı değildir. Politik göçmen olarak gelen Hizmet Hareketi mensuplarının; eğitim seviyesi, bilinç düzeyi yüksek bireyler olarak politik katılım konusunda bilinçli olması önemlidir. Gerekirse bu konuda dernekler ve gruplar teşvik edilebilir. Göç politikaların hükümetleri düşürüp seçimlerin gündemini belirlediği bir ortamda göç eden Hareket gönüllülerinin daha katılımcı olması hayatidir.

Biyografi

Kezban Karagöz, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi reklam ve halkla ilişkiler bölümünü bitirdi. İstanbul’da çeşitli reklam ajanslarında kültür ve şehir tanıtımı projelerinde koordinatör olarak çalıştı. 2009 yılından itibaren marka danışmanlığı ve kültür projeleri danışmanlığı yapmaya başladı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Sağlık iletişimi, tıbbileşme, sağlık haberciliği, medya sosyolojisi, dijital aktivizm, umut odaklı iletişim, sosyal pazarlama, yeni toplumsal hareketler ve post truth habercilik alanında makale ve kitap bölümleri bulunmaktadır. Hollanda’da yaşayan Karagöz, özel bir akademi ve eğitim derneğinde proje koordinatörü olarak çalışmaktadır.  Hollanda Af Örgütü gönüllüsü olarak insan hakları ihlalleri konusunda aktif rol almaktadır.

Uluslararası Bağımsız Gazeteci (IFJ) basın kartı olan Karagöz çeşitli platformlar için yazılar kaleme almaya devam etmektedir.